Dünya üzerinde yaşam sürmüş birçok medeniyeti ayakta tutan en güçlü etkenler, o halkın
yaşamış olduğu olaylar, o halka önderlik etmiş insanların hayat hikayeleri ve dillere destan yazılan
efsanelerdir. Bu etkenlerin bir kısmı gerçekten yaşanmış, bir kısmı ise yalnızca rivayet olarak kalmış ve
yaşanmışlığı ispatlanmamıştır. Yaşanmış ve yaşanmamış herhangi bir efsanenin en önemli özelliği,
hayatımızda karşılaştığımız olaylarda, zorluklarda hatta gelecekte ne yapacağımız hakkında bize yol
göstermeleridir. “Geçmiş” dediğimiz, geleceğe yön veren dersler bütünüdür.
Peki tüm bunların yanı sıra bizim geleceğe dönmemizde gerekli olan kuvvet beden gücü
müdür yoksa düşünce gücü mü? Eğer Einstein’ın izafiyet teorisini gerçekleştirebilmek gibi bir imkâna
sahip değilseniz ne yazık ki somut ve fiziksel olarak geçmişe dönmemiz mümkün değildir. Lakin bizi
insan yapan duygularımızdır ve geçmişte yaşadığımız duygularımız sayesinde, o hisleri tekrar
yaşayarak soyut ve manevi olarak geçmişe dönmemiz mümkündür. İşte biz insanlar, kendi aramızda
buna “hatırlamak” diyoruz.
Şimdi kendimize iki adet referans noktası belirleyelim. Bunlardan ilki Dünya’yı kaldırabilecek
kuvvette olmasıyla bilinen, Jüpiter’in mühim evladı Herkül (Hercules) olsun. İkincisi ise hayatının
büyük bir kısmını yalnızca düşünerek geçiren filozof Sokrates olsun.
Herkül, bir tanrı. Dünya üzerinde varlık sürdürmemiş, bir efsaneden ibaret olan yalnızca
gücüyle tanınan bir tanrı. Sokrates, alçakgönüllülüğüyle bilinen, bu Dünya üzerinde yaşamış,
arkasında tonla bilgi, kat be katı kadar da şüphe bırakmış, yani peşinden milyonlarca insanı
düşünmeye itmiş gerçek bir şahıs.
Lakin olaya şu açıdan bakmamız gerekir: Hangisi Dünya üzerinde daha çok iz bırakmış ve daha
çok insana hitap etmiş? Sokrates’in kitapları bütün ülkelerde okunmakta ve yazdıkları hakkında
çalışmalar gerçekleştirilmektedir. Herkül ise tarih kitaplarında Roma mitolojisinde adı geçen bir tanrı
olarak kalmıştır tarihin altın sayfalarında. İkisini birden karşılaştırmamın nedeni de zaten bu olsa
gerek: Beden gücünün yalnızca hayallerde olması, akıl gücünün ise hayatımızın her yerinde. Beden
gücüyle bilinen bir kişilik, düşünce gücüyle ünlenen bir kişiliğin adını tarihten silebilir mi sizce?
Hangisinin adını daha çok biliyor, hangisiyle daha sık karşılaşıyoruz? Bu sorunun cevabı için çok da
düşünmeye gerek yok sanırım. Çünkü biri gerçek, arkasında hatıralar bırakarak geçmişe gitmemizi
sağlıyor. Onun verdiği bilgiler sayesinde aydınlanıyor, düşünmeye koyuluyoruz.
Tarihte gerçekten yaşamış insanların beden gücüyle kalıcı olması pek mümkün değildir. En
büyük silahı aklı olan insanların tarihte iz bıraktıklarını, milyonlarca insanı akılları sayesinde etkisi
altına aldıklarını görüyoruz. Şimdi dünya üzerinde yaşamış, herkes tarafından saygı gören herhangi bir
kimse düşünün. Sonrasında bir tane daha, bir tane daha düşünün… İçlerinde beden gücüyle adını
tarihe altın harflerle yazdırmayı başarabilen var mıdır acaba?
Beden gücünü burada ele alırken, dış görünüşü de ele alabiliriz. Bu iki vatandaşın da
heykellerini ve resimlerini incelediğimizde, Herkül daha kaslı, ihtişamlı bir vücuda sahip doğal olarak.
Sokrates ise ona nazaran daha naif bir vücut hatlarıyla resmedilmiş. Yani baktığımız zaman Herkül,
Sokrates’ten daha alımlı bir şekilde tasvir edilmiş. Şimdi buradan yola çıkıp düşünelim bakalım, en
yetenekli insan, en güzel kadın mıdır? Ya da dünyanın en zengin insanı aramızda en yakışıklısı mıdır?
Dış görünüşün, bedenin asıl gücünün aslında ne kadar az bir öneme sahip olduğunu buradan
anlıyoruz. Asıl büyük çerçevede, akıl gücünün başrol oynadığını, düşünmenin asıl zahmetli iş olduğunu
görüyoruz. İşte bu yüzden yalnızca beden gücüyle büyük bir insan olabilmek mümkün değildir,
yalnızca hayali olarak bunun imkânı vardır. Ama akıl yoluyla birçok aklı etki altına alabilir, kendinize
mecazi bir anlamda büyük bir ordu kurabilirsiniz. Buradaki “ordu”dan kastım: Sizi seven, size hayranlık ve büyük saygı duyan insanlar topluluğudur. Hiçbir çağda, hiçbir toplulukta beden gücüyle
otorite kurabilenler muvaffak olamamışlardır. Sağlıklı bir otorite ancak zihin gücüyle
kurulabilmektedir.

En güzel tabloyu en sağlam bilek değil, en zeki beyin yapar.
En güzel filmi en iyi kamera değil, en iyi yönetmen çeker.
En güzel dekoru en iyi malzeme değil, en iyi mimar yapar.
Sonuç olarak: Akıl gücü, beden gücünü nakavt eder.

-KEREM AYDIN-