”Çağın En Büyük Silahı”

Musluklarımızdan aktığı sürece hiç aklımıza gelmese de, yıllardır öngörülebilen lakin
yüzleşmekten kaçtığımız, acı bir gerçek var: Dünya’da gittikçe azalan tatlı su kaynakları… Evimizde sular
kesildiğinde ne kadar zorlandığımızı düşünün. Duş alamıyor, diş fırçalayamıyor, çamaşırlamızı
yıkayamıyor ve hatta tuvaletimizi bile yapamıyoruz su olmadan. Bunun gibi birçok temel ihtiyaçtan
mahrum bırakıyor bizi susuzluk. Bunun yanında suyun değerini bu kadar bilmemize rağmen, onu
korumak adına hiçbir çaba sarf etmiyor, tasarrufa dikkat etmiyoruz.

Dünya tarihine dönüp bakacak olursak suyun “medeniyet” olduğunu görüyoruz. Bir suyu bol
arazilere hükmeden devletleri, bir de çorak ve susuz arazilere hükmeden devletleri düşündüğünüzde
hangilerinin daha çok yol katettiğini görmekte çok zorlanmamaktayız. Kir, her konuda her zaman
meydana çıkar. İnsan olan her yer “kirlenir”. Bu kirin temizlenmesine de “medeniyet” denir. Nasıl mı?
Güzel kokan ve pis kokan insanların bulunduğu iki topluluk düşünün. Yani bir nevi suyu olan ve suyu
olmayan iki toplum. Hangisi literatürde “medeni toplum” olarak geçer?
Şimdiye dönecek olursak Dünya’nın tatlı su miktarı, toplam su miktarının %1’i kadar. Bunun
bütün canlılar için çok büyük bir tehdit olmasına rağmen bu konuda bilinçli miyiz değil miyiz düşünmek
gerek. Çünkü su, bütün insanlığın temel ihtiyacı olmasıyla birlikte, azaldığı zamanlarda beraberinde
büyük tehlikeler getirebilecek bir maddedir. Bu konuda bilinçlenmek adına kurulmuş yararlı bir site var ve
burayı ziyaret etmeniz şiddetle önerilir:  https://www.yarininsuyu.com/

Yarının suyu, bizim su ayak izimizi hesaplıyor ve bu tehditin ne kadar ciddi olduğu hakkında bizi
oldukça verimli bir şekilde bilgilendiriyor. Ayrıca su tasarrufunda ne kadar önemli detayların olduğunu da
bu şekilde öğreniyoruz. Bu site aldığımız duş sıklığı ve süresinin, çamaşır ve bulaşık makinasının doluluk
oranı ve çalışma sıklığının, kıyafete harcadığımız paranın -çünkü bir tişört üretmek için harcanan su
miktarı yaklaşık 2700 litredir- ayrıca haftalık et tüketiminin -çünkü bir hamburger yapabilmek için 2331
litre su gerekmektedir- önemini anlatıyor, kişisel su harcamalarımızı da azaltmamız adına bizden söz
vermemizi istiyor. Bu ülkemiz adına sularımıza sahip çıkmak için yapılmış teşviklerden yalnızca biri.
Peki biz tatlı sularımızı neden korumalıyız? Bunun akla ilk gelen cevapları tabii ki başta da
bahsettiğimiz gibi sağlık, gelecekte susuzluğa maruz kalmama ve temel ihtiyacımızı karşılamak vs.
olabilir. Lakin asıl düşünmemiz gereken, hiç de yabancı olmadığımız bir cevap: İnsanlık, barış için
sularını korumak zorunda!

28 Temmuz 2010 yılında Birleşmiş Milletler, suya erişim hakkını temel insan hakkı olarak tanısa
da şuan 884 milyon insan su sıkıntısı çekmektedir. Asıl tehlike, 2050 yılında bu sayının 5 milyar civarına
çıkması bekleniyor. Peki yaşam gücü elinden alınan birçok insan ne arayışına çıkacak dersiniz? Tabii ki
güvenilir su kaynakları arayışına! Geçtiğimiz ve bulunduğumuz yüzyılda sanayi devrimiyle birlikte gelen
üretim ve tüketim çılgınlığı, insanları ham madde arayışına soktu. “En güçlü” olmak için ham madde
aradılar, kendi topraklarında bulunmayan ham maddeleri de başka topraklarda sömürdüler. Yaklaşık 30
yıl sonra Dünya’nın en değerli maddesi su olunca, bu sistem nasıl işleyecek dersiniz? “En güçlü”ler
hayatta kalmak için, tekrar sömürüye başlayacak. Ama bu sefer petrol veya maden için değil, içme suyu
için…

Galatasaray Üniversitesi’nden Doç. Dr. Ali Faik Demir, suyun bölge için önemini “Ortadoğu’da
her zaman savaş nedeni su paylaşımıydı.” diyerek anlatıyor. Şimdiden su paylaşımsızlığının ortalığı
adeta bir kan gölüne döndürdüğüne yakından şahit oluyoruz. Bu belki de başlangıç bile değil, çünkü 30
yıl sonra susuzluk oranı 7-8 kat genişleyecek. İşte bu yüzden ülkemiz adına su kaynaklarımızı korumalı,
kişisel su kullanımlarına dikkat etmeliyiz. Çünkü Türkiye su kaynakları adına zengin bir ülke değil ama
fakir de sayılmaz. Yani kaynaklarının akıllıca yönetilip, tasarrufu huy edinmesi gereken bir ülke.
Gelecekte suyun en önemli silah, en önemli barış kaynağı olduğunu bilmemiz bu açıdan çok önemli.
Çünkü hatlarda bazı gerilmeler şimdiden yaşanmaya başlıyor. Dünya’daki en büyük tatlı su oranına sahip
Asya bölgesinin önlemleri, başka güçlerin de o bölgelere saldırıları şimdiden başladı. Amerika ve Çin’in
arasındaki mücadele yalnızca bir koltuk kavgasından ibaret olamaz sonuçta değil mi? Ayrıca Dünya’yı
kasıp kavuran bir virüsün de yalnızca tek amacı para olamaz. Sonuçta 8 milyar insanın bir kaynağı
tüketmesi ayrı, 4 milyar insanın tüketmesi ayrı…

Çağımızın en büyük sorunu yaşama tutunmak. Birçok hayat ve bir çok ölümün olduğu bir Dünya’da
bence asıl sorun temel ihtiyaçlarımızın sınırlı olması değil, elimizdekileri koruyamamamızdır. Dünya kan
gölüne dönmeden, hala yaşamayı seven insanlar elbet bir şeyler yapmalı. Çünkü ortalığı kan gölüne
çevirenler, elimizde kalan son suyu da o kanı temizlemek için harcayacaklar. Her zaman olduğu gibi olan
masumlara olacak ve kan dökenler “medeni” olarak tarihe yazılacak. Çünkü ilkte de bahsettiğim gibi, yeni
Dünya’da “medeniyet”, döktüğün pisliği ortadan kaldırabilmek demektir.

-Kerem Aydın-