Uruguaylı ressam Joaquin Torres-Garcia, Güney Amerika kıtasını, çizmiş olduğu haritada yukarı yerleştiriyor ve ardından ekliyor: “Kuzeye gitmek için gemilerimiz aşağı iner, yukarı çıkmazlar.” Bu da benim aklıma alışılmışın dışında bir düşünceyi getiriyor. Ya bu kurulmuş düzenin tam tersi gerçek olsaydı?

Düşünsenize; Amerika’da veya Avrupa’da bir ülkede yaşayan bir insan, Torres-Garcia’nın mantığından yola çıkarak orta doğuda yaşamak zorunda kalıyor. Son yüzyıllarda sözde medeniyetin, zarafetin merkezinde yaşamış bir hayatı alın ve yine son yüzyıllarda kanın, vahşetin tam ortasında kalmış yerleşim yerine atın. Ne değişti?

Değişen yalnızca cesetler ve failleri olurdu. Zalimle mazlum yer değiştirse ne olur, zulüm aynı zulüm olduktan sonra?

Benim ressam abim gemilerini kuzeye doğru yüzdürürken, aşağı iniyormuş ne fark eder? Kuzeylerle güneyler, doğularla batılar karşı karşıya olduğu müddetçe yer değiştirseler ne fark eder? Değer verdiğin bir eşyanın ailenden herhangi birinin kırması önemli midir? Eşyan kırıldıktan sonra aklına ilk kimin yaptığı gelmez, kırılan eşyan gelir. Gerçekten kalbi kırılan bir insan yüreğinde dağılan parçaları onarmaya çalışır, kalbini kıranı değil. Bu da beraberinde yalnızlığı getirir.

Belki de alt-üst olmuş bir dünya düşünmemize gerek yok bu yüzden. Çünkü dünya zaten çok daha kötü bir vaziyette. Hatta insan hudut tanımaz bir varlıktır, çok daha kötüsünü yapabilir kendine. Ben başlı başına bir insan olarak kendime hiç güvenmiyorum mesela. Siz de kendinize güvenmemelisiniz, varlığınızı hiçe saymalısınız. Çünkü hakikat, bilinenin aksine yokluktadır. İnsan, eliyle tutamadığı, gözüyle göremediği, doyamadığı şeyler için asıl mücadeleyi verir. Bu tamahlık, doğru kullanıldığında tabii ki yararı görülecek bir nimet olarak sayılabilir.

Mesela toprağın üstündekilerle altındakiler yer değiştirse ne fark eder?

Ölümü ölüm yapan, bu dünyada nefes almayanın, alanla arasındaki iletişim imkansızlığıdır. Ben ölmüş olsam, yaşayan biriyle bir araya gelemediğim müddetçe, her zaman bizleri ayıran engeller olduğu sürece yer değiştirmek neye yarar? Bir ölüyle konuşamadıktan sonra yaşamanın ölmekten farkı ne olabilir?

Çoktan yazılmış bir senaryonun başrolleri değişse de yaşanan olaylar kaçınılmazdır. Böyle bir dünyada insan kalabilmek en zorudur. Ben küçükken insanın doğasını gerçekten bir yerleşke olarak hayal ederdim. Yaz-kış açan çiçeklerle dolu, upuzun ve yemyeşil ağaçlarla kaplı, güneşin batmadığı cennet gibi bir yer… Şimdi görüyorum ki ancak beşikteyken öyle bir doğaya sahibiz.

Zaman geçtikçe o çiçeklerin hepsi bir bir soluyor, ağaçların hepsi kesiliyor ve sonsuza dek sürecek kapkaranlık bir geceye doğru gün batımını izliyoruz. O gün batımında ne kadar kirlendiğimizi anlasak da her şey için çok geç oluyor ve karanlık kaçınılmaz bir hâl alıyor. Masumlar öldükten sonra, kalpler kırıldıktan ve canlılara zarar geldikten sonra o karanlıkta küçük de olsa bir ışık aramak ne fark eder? Yaşanan bir ömür pişmanlık olacaksa kim olduğumuzun bir önemi yoktur.

Belki de başka bir kıtada başka bir birey olarak doğacaktın. Farklı bir dil, farklı bir iklimde belki daha zor belki daha kolay bir yaşam sürecektin. Kısa kollu bol tişörtle gezmekten hoşlanmak yerine, ceketle dolaşmayı sevecektin belki de. İhtimaller dahilinde kumral değil de esmer birine âşık olacaktın. Zulüm aynı zulümse zalimin önemi yoktur dediysem de aynı şekilde sevgi aynı sevgi oldukça kimi sevdiğinin de bir önemi yoktur. Aslolan sevgidir. Bu gezegende bütün olup bitenden sevgi ve nefretlerimiz sorumludur.

Bırakın da bu dünyada gemiler kuzeye giderken aşağı insinler aynı sabırla. Yolun sonunda bir liman varsa sabretmez misin? Birbirlerine silah doğrultanlar çıkarıp bir buket çiçek versin aynı nefretle. Sana nefret dolu bakışlarla bir çiçek versem alır mısın? Âşıklar birbirini sevmesin, öldürsün aşklarından. Aşkın için ölmez misin? Ölen çocuklar değil, katiller olsun petrol yüzünden. Öldürmez misin? Bu dünyada sevgi ve nefret bakidir. Garcia Efendi’nin tablosunu da buradan dünyanın en acı tablosu olarak ilan ediyorum! 6 seksilyon ağırlığında koca bir gezegeni alt-üst yap, insan insan olmadığı sürece hiçbir şey değişmiyor!

Her Zaman Favoriniz

Oturma Grubu

Ürünlerimiz kayın ağacından üretilmektedir ve el işçiliği bulunmaktadır. Doğal malzemeden üretildikleri için malzeme yüzeyinde ufak pürüzler olabilir. Ürünlerin ölçülerinde +/- 1 – 3 MM farklılıklar olabilir.

Hemen Alışveriş Yap
Demontha

Sandalye Serisi

asdasdasd

Keşfet